8 kişi kendisini tutuyor, 84 arkadaşı var.


ne yaptını kendide bilmiyo olarak çalışıyor.

BLOG rss kaynağı

adresi: http://canozum.sosyomat.com/blog
3 yorum var - 15 Temmuz 2008 22:31 yazılmış
0 yorum var - 02 Haziran 2008 00:28 yazılmış
aferim1

isommm

0 yorum var - 02 Haziran 2008 00:28 yazılmış
aferim1

ismail

0 yorum var - 02 Haziran 2008 00:27 yazılmış
0 yorum var - 02 Haziran 2008 00:25 yazılmış
0 yorum var - 02 Haziran 2008 00:24 yazılmış
0 yorum var - 02 Haziran 2008 00:21 yazılmış

canozum panosu rss kaynağı

arkadaşları neler demiş?

AYSIZ

Aslında deniz gibi,
O mavi gözlerin.
Gökyüzünde parlayan ay,
Sensiz ve hayalinle geçirdiğim her an,
Aklımda hala.
Gözlerin mavi bir yay,
Bakışların kara bir ok,
Kalbime saplanır her baktığımda.
Biraz daha yaralar,
Biraz daha güçlendirir,
Acısız aşk;
Dikenli güllerle sarılı bir bahçede,
Kan kaybetmeden geçmektir.
Her yanım gül kokusu,
Her yanım biraz daha yalnızlık,
Bezenirken bedeli
Hem sensizlik,
Hem nefessiz bırakan bir acı,
Oysa mutlu olmakta güzel,
Hayat mutluluklar üstüne kurulu yol
Ben aşkı böyle bildim,
Yaşadım,
Artık kaybediyorum,
Korkuyorum,
Hep içimde olsan da,
Yanımda olmayışından,
Korkuyorum,
Bir gün içimden de kaçışından,
Sen;
Mavi ayımdın gökyüzünde,
Tapınağımdın sarp kayalarda,
Kara güneşimdin gecelerime doğan,
Her şeyimdin baktığımda,
Hiçbir şeyimdin baktığında,
Asık bir surata,
Gülmeyi yasaklamıştı adeta,
Kendine verdiği sözler,
Ardından tutamayışları,
Herkes duysun istedim,
Beklide hiç kimse,
Ama senin bilmeni ister miydim?
Daha ona bile karar veremedim.

F e L y A   13 saat önce  

Yıllar yılı acı çekmiştin, istemediğin bir ortamdaydın ve sana ters düştüğü halde yanlış şeyler yapmıştın. Acına, yaşam mücadelene ortak olup, yüreğimi yüreğine, ömrümü ömrüne katıp seni mutlu edecektim. Ben senden sadece sana verdiğim sevgiyi kabullenip, bu sevgiyi yaşamanı istemiştim. Yalnız seni istiyordum… Ama o kadar ters davranıyordun ki bana… Çok sevilmek bu kadar kötü müydü? Gerçekten böylesine ağır mıydı ki?

Sevgiye hasretim dediğini düşünüyorum da... Hayatıma bilmediğim anlamlar getirmiştin. Gözüm kapalı hayatımı ortaya koyduğum bir kumar oynamıştım. Ya seni kazanacaktım, ya da kendimden VAZGEÇECEKTİM. Hem seni kaybettim, hem de kendimden VAZGEÇTİM.

Var mıydı böyle kimsesiz darmadağın olmak, biçare kalmak, var mıydı? Keşke beni böyle ödüllendireceğine, hiç ödül vermeseydin. Onca yüreği senin yüreğine feda ettiğim halde, yüreğin kocaman sevdamı alabilecek kadar büyümedi…

Ben de sana büyük bir sevgiyi vermekte diretiyordum. Bu kadar direttiğim için beni bağışla…

Beni kırgınlıklarla, çelişkilerle, cevabı sende olan bir sürü soruyla ve bitmek tükenmek bilmeyen "keşke"lerle bıraktın, bana onca acı verdin ama yüreğim düşmanın olamıyor. Her gün alabildiğine yanıyor, istesem de istemesem de seni özlüyor, seni istiyor.

Yüreğimi koparıp atmak mümkün olsaydı hiç düşünmeden koparıp atardım. Ama artık kendime sözüm geçmiyor.

Başımı ellerimin arasına ne ilk ne de son alışım. İlk acım değil ama en büyükacımsın.

Bir limandayım ve senin bindiğin gemi çoktan uzaklaşıp gitti. Bunu kabullenemiyorum, zoruma gidiyor, canımı acıtıyor.

Sen yüreğimdeki hasret! Yarım kalmışlığım, unutulmazımsın…

canozum   1 gün önce  

Aşağıda herşey giderek küçülüyor küçüldükçe bütün yollar birbirine benziyor nbütün ağaçlar bütün evler... Küçüldükçe,birbirine benzedikçe herşey hızla çoğalıp yokoluyor. Seni de böyle küçültebilecek miyim içimde O kentte seninle yaşanan o kocaman o küçük zaman dilimini diğerlerine benzetip çoğaltabilecek miyim?Yokedebilecek miyim? O kentin yollarında kaybolmuştum ben bütün sokaklar senin kapına çıkıyordu.Orada hangi evin kapısını çalsam sen çıkıyordun karşıma, belki de ben hep senin kapını çalıyordum. Baktığım bütün insanlarda bir parça seni gördüm,yüreğim irkilerek...

Günlerce sen indin taksilarden bütün telefonlarda senin sesin soluduğum havada bile sen vardın.Durmaksızın senin kokunu doldurdum içime O kentte seninle boğulup kalmıştım.

Seninle yaşamak herşeye rağmen güzel,upuzun bir düş gibi geliyor bana.Ama yalnızca bir düşle ne kadar yaşayabilir ki insan... Seninle yaşadığım tutkunun sende dokunduğum tenin, her gittiğim yerden alıp beni sana getiren kokunun ansızın tükenip yokolabileceği korkusuyla daha ne kadar yaşayabilirdim. Üstelik artık yavaş yavaş karabasana dönüşen bir düş. İkimizde o kentte oldukça hiç bitmeyecekti.Kimbilir belkide o kentin kendisi bir düştü.Bir başka kentte sevebilir miydim seni? Seni sevme cesaretini bulabilir miydim kendimde?Seni sevme sabrını gösterebilir miydim?

O kent uçsuz bucaksız karmaşası içinde her gece akıl almaz raslantılarla yaşanıyor biliyorsun Her gece bütün günahları saklıyor karanlığında . Yoruyor insanı;bitmez tükenmez bir yorgunluğun içinde uyuşturuyor. Öylesine uyuşturuyor ki yaşanmış bütün hoyratlıkları, bütün düş kırıklıklarını çarçabuk unutuyoruz..Unutulmayan düş kırıklıkları ya da en derinden yaşanan pişmanlıklar hiçbirşeyi yeniden başlatmaya yetmiyor.

Doğru sen milat oldun benim yaşamımda “Bir ömürde kaç kez milat yaşanır” bu soruyu sorarken ne kadar güvenliydin kendine... Oysa bana seninle yaşadığımız milattan önce de yaşadığımı bilmek yetiyor.Sende bilirsin doğada hiçbirşey tümüyle yokolmaz .Her nesne dönüşür yalnızca, sürekli olarak dönüşür yeni birşeylere. Doğanın sonsuz devinimini yaratır bu dönüşüm Bütün bunları senden öncede biliyordum ben. Şimdi senden önce nasıl yaşandıysa senden sonrada öyle yaşanacağını bildiğim kadar iyi biliyordum üstelik.Bunu bilmek öylesine güç veriyor ki bana yaşanmış tüm düş kırıklıklarını, unuttuğum tüm pişmanlıkları yeniden anımsıyorum. Beni her an biraz daha tüketen yokluğunu,bendeki yokluğuna dönüştürebileceğime de daha çok inanıyorum artık.

“Kaçış bu”dedin bana .Sesin öfkeliydi. Ellerinden anladım şaşkınlığını. Seni bırakıp gideceğime hiç inanmamıştın biliyorum.. Oysa yanıbaşında gecelerboyu hazırlandım yokluğuna farketmedin. Karanlığa sığınıp usulca uykusuzluğumu değdirdim uyuyan bedenine. Senin koynunda ellerimi saçlarında gezdirirken her gece yeniden yitirdim seni.Bir daha dönmemecesine her gece bırakıp gittim. Yapamadım. Uykusuz sabahlarda yeniden çaldım kapını.Beynimdeki o deli,tutkulu çığlıklarda aradım hep koynunda buldum seni..

Bu kenttende senden de kaçabilir miyim hiç.Bu kenti ne çok severim bilirsin , Seni...Hayır kaçış değil ama karşı konulmaz bir sürüklenme duygusu bu. İnsanoğlunun bütün acılardan sonra yüzünü kendine, yalnızca kendine dönüp yaşadığı bir sürgün.Her sürgün gibi benim sürgünümde de ayrılık kaçınılmaz ve her sürgün gibi benim sürgünümden de yeni buluşmalarla dönülecek.

-yılın sonunda öyle çok alışmışım ki sana
Üstelik sen öyle bağladın ki beni, sana yaklaştıkça kendimi yitirdim yok oldum sonunda.Gidişim seninle yaşanan bütün yokluklardan arınmak olmalı

“Seviyorum seni” demiş miydin hiç... Sanmıyorum ama sevmek tenin tene karşıkonulmaz dokunuşysa, tutkulu çağrıları bir gecenin uykusuzluğunda yatıştırmaksa eğer sevdin beni biliyorum. Diğerlerini sevdiğin kadar sevdin beni de. Bizi sarıp kuşatan o koskoca fanusun içinde,kurulu bütün değerlere gözükara bir başkaldırı olmayacak mıydı evliliğimiz... Sen,yaşamın sürekli değişen renkleriyle çoğaltabildin kendini. Yeni yeni sevgileri taşıdın sevgimize. Bende denedim,diğerlerini sevmeyi bende istedim. Ama senin kokunla öyle doluydumki ne kokularını duyabildim onların ne de soluk almayı becerebildim. Geriye yalnızca yokluğunu yaşamak kaldı bana. Yanıbaşımda yokluğuna dayanamazdım.

“Bütün günahlarını bana bırakıp gidiyorsun öyle mi!...”

Herşeyimi sana seninle birlikte varoluşuma borçlu olduğumu söyleyen sen değil miydin?Kimbilir doğruydu belkide...Bir tanrı olmak istedin sen;küçücük dünyamın tek tanrısı...O zaman günahlarımdan korkmamalısın, tanrıların günahı olmaz ki. İçinde doğup büyüdüğüm o kenti adım adım doldurdun. Günahlarımla,korkularımla yürek acılarımla yapayalnız bıraktın beni.Onları sana değil tümüyle sana ait olan kente bırakıp gidiyorum. Çünkü onlarda benim gibi yalnızca seninle varoldular. Oysa “Gidişim, Bendeki Yokluğun Olacak” biliyorsun.

Bembeyaz bulutların arasında ilerliyor uçağım. Soluğunun başımı döndüren ılıklığını duyuyorum. Yüzün arasıra görünüp kayboluyor. Yüzünü bulutların arasında gördükçe sana henüz söylemediğim bütün sözler adına burukluk kaplıyor içimi.O kentin seninle yürüyemediğim yolları bütün kıyıları seninle açmadığım bütün kapıları adına...

Yaşamın sana ait olan biriktiremediğim her anı için kahrolası bir pişmanlık duyuyorum.

Yolboyu ilerliyor uçağım. Gidilecek yere henüz varılmadı. Uçak az sonra inişe geçecek biliyorum ki varılacak yerde sen olmayacaksın artık, bulutlar olmayacak.

Yüzünü de yavaş yavaş unutacağım

canozum   1 gün önce  

Aşk nasıl akar bir yürekten diğer bir yüreğe? “İlk bakışta aşık oldum” der kimisi... Hiç yaşamadım bilemem. Doğrusu inanmam da... Kim böyle söylese ya da nerede okusam bu cümleyi, olsa olsa etkilenmektir bunun adı, aşk değil diye düşünürüm. Böyle bir cümleden sonra şartlanılmış bir aşk yaşanır ve biter. Anıldığında geçici bir hevesmiş aslında diye düşünülür belki de... Neyse asıl konumuz bu değil. Düşsel bir aşkın hikayesi anlatacağım ben size, ya da isterseniz yaşanmış bir aşk deyin siz bu aşka... Bu hikayede, ilk bakışta aşk yok, arkadaşlıktan aşka dönüşen bir hikaye de değil bu! Bir yasak aşk öyküsü hiç değil! İçinde biraz hüzün, biraz mutluluk gözyaşı, birkaç şiir ve şarkı, yaralı iki yürek, kaygılar ve tabii ki uykusuz saatler var. Bu hikayenin içinde en çok ümit var. Merkezde ise aşk...

Birbirine uzak iki şehir... Biri taş binalarla çevrilmiş, sokaklarında asık yüzlü insanların dolaştığı, kuru ayazların kol gezdiği bir şehir... Diğeri deniz kokusu iliklerine kadar sinen... Bu birbirinden çok farklı iki ayrı şehirde, birbirine çok benzeyen iki insan... Birbirlerinden habersizken, aynı gecede aynı yıldızlara bakıp aynı dileği tutuyorlar belki bir gün... Sonrasına siz masal deyin, ben hikaye... ya da bir düş... Dedim ya hikayede en çok ümit var diye; bir ümitle başlıyor işte her şey...

Aşka en çok bahar yakışır değil mi? Oysa bir kış mevsiminde başlıyor bu düşsel aşk. Dışarıda kış, yüreklerde bahar... Kırlar yerine, yüreklerde açıyor papatyalar... Dışarısı soğukmuş, buz gibiymiş, ne gam? Yüreklerde güneş...

Kadın taş binalı, kuru ayazlı şehirde yaşıyor. Sahteliklerden, yalanlardan bıkmışlığıyla bir uçurumun kenarındayken, bir ümit tutuyor elinden... Yani deniz kokan kentten gelen adam! Onun ne işi vardı o uçurumun başında diye soracaksınız şimdi? O da aynı sebeple oradaydı. Belki adam çevresindeki tüm sahteliklerin ve yalan sevdaların içinde adamlığından utanmıştı da , onu uçurumdan atıp rahatlamak istiyordu. Yüreğini de fırlatıp atacaktı; böylece kimse acıtamayacaktı onu bir daha... Ama karşılaşmayı hiç beklemediği o yer de kadınla karşılaşmıştı işte... Adam ve kadın elele verip vazgeçtiler yüreklerini atmaktan... Ne de olsa bir ümit vardı içlerinde hala... Aslında onların yürekleri elele tutuştu... O ikisi birbirlerinin gözüne kaşına değil, boyuna posuna değil, yüreklerine aşık oldular... Ve ilk sözleri “Yüreğine aşığım” oldu aşka ilk adımı atarken. En çok kelimeler yardım etti onlara, birbirlerinin yüreğine dokunmaları için.
Bir gece vaktinde kadın adamı düşünürken güncesine şöyle yazdı:

“ Aşk nasıl akar bir yürekten diğer bir yüreğe? Belki bir şarkıyla, belki bir şiirle gelir. Belki de bir yıldız olarak düşer avucunuza, dilek tuttuğunuz bir gecede... Uzak bir kentte bir yürek şiirler yazar adınıza... Her dizede onu bulursunuz, her dizede kendinizi... 160 karaktere sığdırmaya çalışırsınız içinizden taşan her duyguyu... Sığdıramazsınız... Sonra beceremeseniz de şiir yazmayı onun kadar güzel, bir şiir dökülür kaleminizden...

Sesini hiç duymadığım,
Hiç dokunmadığım ellerine,
Bir şaire vurgunum şimdi.
Ben hiç oldum, o herşey!
Yaşadığı kentte,
Bir gece olsun uyumadım,
Gezmedim sokaklarında,
Duymadım o kentin gürültüsünü
Ve koklamadım denizinin kokusunu...
Ben onun avucundaki yıldız oldum,
O benim içimde ümit..
İşte bu yüzden;
Aşkın adı ümittir artık, ümidin adı aşk! ”

Adamsa bir hikaye yazdı ve anlattı bir aşkın başlangıcını... Sordu: “ Bir ümit üzerine aşk yazılabilir mi? ” diye. Kimi onaylayarak ümit üzerine aşk yazılır dedi, kimi vazgeç dedi aşkın aleviyle kırmızıya dönmekten... Bir başkası bu hikayenin sonu sadece hüsran diyerek ümitleri kırdı ve bir dost destek verdi, kadın ve adamın mutluluğuna katılarak... Sonu ne olur? Ne kadın biliyor, ne adam, ne de diğerleri... Tek bilen var sonunun ne olacağını, gözle görülmeyen varlığı en derinde hissedilen tek bilen...

Şimdi iki ayrı kentte, birbirlerinin yaralarını kelimelerle sarmaya çalışan, iki yaralı yürek avuç içlerinde bir yıldız tutarak, birbirlerini düşünüyorlar. Ağlamanın ne kadar güzel olduğunu keşfediyorlar yeniden... Büyük bir mutlulukla yaşarken aşkı, hatta mutluluğu içlerine daha fazla çakmak için uykularını feda ederken hep ‘bir ümit’ içlerinde... Ve bir taraftan kaygılanıyorlar, korkuyorlar gün gelir bu büyü bozulur diye...Kelimelere, şiirlere, şarkılara sığınıyorlar birbirlerini daha çok hissetmek için... Sonuç olarak düşsel bir aşka ‘merhaba’ diyen iki ayrı yürek, tek yürek olup açtılar kapılarını mutluluğa... Ve göze aldılar ne zaman geleceği meçhul olan hüznü... Yani bir ümidin üstüne aşk yazıldı, ve daha bitmedi hikaye... İçinizden geliyorsa devam edin hadi yazmaya ve bir isim daha verin aşka...

Aşkın adı ümittir artık, ümidin adı aşk...

canozum   1 gün önce  

Yansımada yaşar bzn gerçeklik bulup çıkarmak sana kalmıştır yansımada doğar snn hallerin görmek sana kalmıştır yansımadadır mutluluk yaşamak sana kalmıştır ve hepsini yapabilmek için yamayıda bulman gerekir..(Ustama sygılarla) Gerçek olan acıdır derler ve acı olanlar yararlı, gerçek sadece arayı bulabilmektir çnkü dünya dengedeyse birisinin mutluluğu birisinin acısı olmalıdır..

F e L y A   2 gün önce  

Yolun sonu aynı

aynada gözlerini görecek kadar
ve umudu oraya bırakacak kadar bir an
btn varlıın orda olsn da
bir koruyucu kalsın sana
arada güç alacağın
uğurlu bir yzük mesela
uğursuz olsa bile
kalbine yakın dursun sadece
sesini dyamadıında onu görürsün belki
belki cesaret bulursun yüreğinde ansızın
ve nicelerini bakmaktan kormazsan
bir kelebeğin sesini yada
bir fırtınanın nasıl kopduğunu
bir resimde bulursun maviliği
tam ortasında beyazlıkla
ve yalanları silersin belki kaderden
kaderine yazdıklarınıda
kendinden korktuğun duyguları
gömdüğün yanlış duyuları
yada çok sevdiğin yüzüne çarpan karı
bulursun nefessizlikte
ne kaybettiğiysen verir hayat
yolda düşürdüün nerdeyse her şeyi
korkmaıp yerden alırsan eğer
mutluluğa verdiğin hayırı
hüzünün evt cevabını
geri cevirme sansı
ve buz tutmuş kalbini
ateşle yakmak için bir kıvılcım
sadece kendini bırak gittiği yere
düşüceğin son yere kadar
ve atlamamak sen iste
atlamak isteceksende
aşkı arama mutlu olmak için
mutlu olmak isterse
gelir bulur seni aşk...

F e L y A   3 gün önce  

Ne ses istiyorum ne de bir cümle...
Sadece ben varım,varmışım anlıyorum. Ve şimdi daha iyi biliyorum.Biribirinin aynı olan sahneler perdeleniyor hayatımda...Tiyatro güzeldir.Ama tiyatro senaryodur,kurgudur.Benimki fazla gerçekçi olmadı mı ? Perdeleri kapatsak mı? Ben sıkıldım bu sahneden... İnmek istiyorum.Şu sahne tozunu ben fazlaca yuttum... Başlarda tatlı geldi ama şimdi acımsı tatlar bırakıyor dilimde. Su içmek fayda etmiyor bu tadı geçirmeye... Yazdığım cümleler teselli bulmuyor artık adresi olmayan avare olmuş sevinçlerimde... Acı çekiyor her bir zerrem,kıvranıyor cümleler kırışmış sayfalarımda...Neyin bedeli bu? Senaryoda yok bunlar... Nerde benim repliğim? Ne söyleyecektim sen geldiğinde? Unuttum... Aklıma gelenler,dilime giden yolu bulamadı... Nerdeler mi? Sorma bana,bende bilmiyorum... Bıraktım zaten hepsini.... Varsın hepsi kayıp olsunlar...Dilimdeki acı tadı bilmesinler... Acı büyütür insanı.. Bende büyüdüm,hala da büyüyorum. Ama batıyorum amaçsızca.... Çırpınıyorum da batarken,bu bana sadece zaman kazandırıyor... Ne derin Allah'ım bu yer... Dibi yok hala görünürde.... Nereye bu yolculuğum? Hani son durak nerde? Kim hazırladı bu sahneyi? Bulamıyorum kapıyı! Sen! Çekil önümden artık,göremiyorum yolumu... Yanımda yürüyemiyorsun,bana yol göstermiyorsun... Yalvarırım çekil,bari kalan son aklımla,son gücümle bulayım yolumu... Ne ses istiyorum ne de bir cümle.. Sus bu yüzden sakın konuşma... Yol gösterme bana! Elimi tut götür... Bu sahne böyle miydi? Hatırlamıyorum... Hatırlatır mısın bana? Kaybetmeye yüz tutmuş kayıp sevinçlerime sahip çıkar mısın? Biliyor musun ben bulamıyorum... Sen bulabiliyor musun her kayıp sevincini? Yoksa sen hep mi mutlusun? Belli,sen yutmamışsın sahne tozunu.. Çok belli. Mutluluk nedir ki dostum? Sen bana acıdan haber ver??? Acı çek ki,büyüyesin... Sen daha çocuksun... Acıyı tanımamış hiçbir zerren! Bana anlatma mutluluk hikayelerini,sözümona mücadele eden içten içe umutsuz hikaye ve kahramanlarını... Ben büyüdüm çocuk...Masallarını unuttum... Sen sihir ol en iyisi... Ben yaşayan bir ölü,dokundur sihirli değneğini,hadi dirilt beni! Ama dur çocuk,elini kalbine koy,ordakiler varabilmişse diline, o zaman tut elimi... yap sihirini... Ama varamıyorsa kalbindekiler diline.. Bırak kalsın... Bırak... Ben büyüdüm çocuk... büyüdüm... Bu yüzden ne bir ses istiyorum ne de bir cümle...

canozum   5 gün önce  

BAĞLANMAYACAKSIN
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...

canozum   01 Eylül 2008 00:20  

Boş ver be yaşı başı!
Gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?..
Şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
Sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna
Hem ona geçmezse kime geçer sözün ?..
Büyü büyü….
Bak ellerin ayakların kocaman,
Aklında maşallah yerinde,
E ne diye tutarsın yüreğine uçmasın diye.
Akıllı ol yüreğin gelir peşinden,
Boş ver yaşı başı,
Aşk var mı aşk, sen ondan haber ver?
Takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.
O çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,
Atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü.
Öl gitsin…
Parayı pulu savurup,
Bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır istediğin,
Savrul gitsin…
Boş ver be yaşı başı,
Kim tutar seni kim,
Kendi yüreğinden başka kim?..
Aklını da al öyle git,
İster bir duvara, ister bir odaya,
ister kıra bayıra vur da git.
Dert etme ellerini,
onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine.
O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,
Seveceksen ve öleceksen uğruna…
Yaşa be,
yaşa da öyle git,
gideceksen toprağa.
Yaş 70’e gelse bile,
hayat daha bitmemiş,
Sen mi biteceksin?
Çekeceksen bile bayrağı,
Yaşadım ulan.
dibine kadar diyemiyecek misin?

canozum   01 Eylül 2008 00:19  

Kovulmuşken hayatın bir yerinden
Yalnızken, umarsızken
Öfkeni dillendirecek bir eylem ararken kendine
Diyelim gecelerin o tekin olmayan serüveninde
Paranoya kıvamında ilişkiler yaşarken
İmtiyazsız karanlıkların suçlu zevklerine
Yasağın büyüsüne, hayatın ve gündüzün
Öte - yüzüne sığınırken
Ve intihar manifestosu gibiyken bütün duyarlıkların
Ansızın bir dize gelip takılır diline
Bir can simidi gibi en kurtarıcı keyfiyle
Bir zaman seninle kalır, yanıbaşında,
Zaman içersinde yer değiştiresin
Diye kendisiyle bir gönül erincini,
en düpedüz anlamıyla yaratmak eylemini
Yaşarsın bir dizenin dizlerinde
Sonra uzaklaşır senden,
Gözden kaybolur
Büyümüş, çoğalmış bir şiirin derinliklerinde
Ne senledir oysa, hep senledir oysa
Gecelerin ötesi dediğin şey
Kendin için yaşadığın sinema

canozum   30 Ağustos 2008 22:54  

Olaki yürürüm bir başka aşka
Ya da yürürüm mavi olmayan bir gülüşe
Unutmaki tek aşk olduğum sensin
Aşık olduğum değil

Karanlıkla süzülüyor içime yıkım
Dur diyorum yıkılıyorum
Uçurumları baş ucuma koyuyorum sonra
Okşuyorum saçlarını rüzgarda
Sıcak, ılık bir koku siniyor yüreğime
Gitme diyorum gitme düşüyorum
Sonra beni soruyorlar bana
Tanımıyorum diyorum
Daha hiç karşılaşmadık
Aynı çizgide bilge sus umu dinliyorlar
Ben sustukca
Yazık, bir çığlığın doğuşu gibi ölüyorlar
Önce bir bir, sonra hepsi
Sonra bir uçurumlar kalıyor birde yıkımlar
Verilen herşey borçmus gibi alınıyor
Önce bir bir, sonra hepsi
Sonra mı bir ben kalıyorum, birde yalnızlık
Uçurumlar, yıkımlar, ben ve yalnızlık
Zorlu bir savaşın unutulmuş cesetleri gibi
Yatıyoruz yan yana
Öpüşüyoruz, sevişiyoruz da hatta
Herşey oyunun yasaklarına uygun bir günah oluyor
Tek umudumuzu göğe gelin ediyoruz
Telli, kanlı düğün işte
Üşüyor saçlar biliyorum dargınmısın
Bu baharda mayısta bıraktığım gibi misin hala
Vurulmuş çocuk gibi büyümemiş yüreğinde hüzün
Hala kaçıyormusun zamansız
Gözlerini bırakarak birilerinde
Hala ellerinden tutup sevgileri
Dipsiz kuyuya salıyor musun ağlayarak
Küçücük bir dokunuşla son sevilen olabiliyor musun

Kendin kadar aklımdasın
Hala öyle savruk bir gök
Hala öyle yerini yurdunu bulamamış bir mavi
Ve aşkını şaşırmış bir tanrı
Çoğalan sızısıyla mutlu bir yara
Öyle misin mavi gözlü sarı saçlı yoldaşım
Öyle bıraktığım gibi misin
Gerceği yakmada hala usta mısın
Yoksa çırak mı yanarken yalanda
Saçlarıma dolanan aydınlığımsın
Somutlaştıramadığım tek imgemsin şiirde
Anlattıkça eksilen tek anlam
Anlattıkça eksilen tek anlam
Hala bıraktığım gibi misin
Yoksa beni bıraktığın gibi mi
Kaç mevsimsiz kar düştü toprağıma
Kaç mevsimsiz kar düştü benim toprağıma
Hala bıraktığım gibi misin..?

canozum   28 Ağustos 2008 20:24  

iim teşekkr edrrm sen?

justkillingtime   27 Ağustos 2008 22:13  

tşk edrm bende ıyıyım..

canozum   27 Ağustos 2008 22:30  

teşyî'

el değmemiş bir hüzündür,
adıyla müsemmâ girift yokluk.
âb-ı dîde yağmur olup, akarken; karanlığa dalan çeşm benim.
ölüm bir gül gibi, ellerimde revnâk.
kaçtığım noktaya gidiyorum istemeden; âh kuytu yalnızlık; çekiliyorum: hoşçakal diyemeden...

cân, bir kuş olup; uçmuştur,
kaçıp yuvasından. sanır ki;
sonsuzluğa karışacaktır. serserî,
bir yalnızlıktır hüküm sürdüğüm.
ne bilir söylediğim bütün şiirler,
arş'a kanat çırpan bir rûhun,
derin yalnızlığını...

gözlerim dalıp gidiyor; zamanın,
sensizlik kokan noktasına.
bir kez daha "seni seviyorum", diyebilseydim ya da denebilseydi
muhakkak; tutabilseydim ellerini;
parmaklarım kırılasıya acısaydı sevginden.
isterdim yani; ve muhakkak, yazılmasaydı bunlar / ve
söylenmeseydi,
cana kan düşen sözler:
işte olurdu ve yaşanırdı, buna benzer şeyler...

mütemadiyen yokluğuna ağlıyorum.
mütemadiyen seni anıyorum.
mütemadiyen seni özlüyorum.
seni seviyorum derken; sesini
duyuramamak âh ne acı: / artık
mütemadiyen ve muhakkak
vakit çok geç...

canozum   27 Ağustos 2008 10:19  

Sen, hiç yazılmadın ayrılığın satırlarına.
Hiç durmadı...doğan günün şafağına karşı yüreğin...
Sen, hiç aldanmadın esen rüzgara.
Gerçeğin adı...
Sen, hiç yalan olmadın...

Şimdi bakıyorsun resimlere,
Tıpkı bakar gibi güneşine ikindinin...
Neler aldı götürdü senden, saçlarındaki o dalgalar...
Bir bilsen...
Artık uzak sana sesimdeki diz çöken yankı
Duysan bile inanma sakın,
Ve şimdi ardıman,
Unuttuğun yerde kalıp, dönüşün umudunu,
Bir dilek tut kainata inanıyorsan
Adını nergis koy, korkma erguvan koy.
İstersen içinde sakla, aldat kendini
Aldan...ve tükendikçe,
O büyük yalan...
İstersen sussun dudakların,
Ağrıyan bir tövbenin gölgesine.
Bil ki, bundan böyle
Değiştiremezsin artık hiç bir yazılanı...
Değiştiremezsin artık...hiç bir yalanı...

Bilmezsin,
Kaderimi ayakta tutandır sana yorgunluğum.
Bak yine,
Omuzlarıma vurdu batan güneşin sanıcısı.
Yüreğimde adı konulmamış volkanlar...
Uyku bile gözüme, yağmura bürünüp yağar...
Sabah, duman kokusuyla uyanırım hatıraların.
Keskin “adın” gibi,
Ve ölüm tadında doğar öksürüklerim.
İşte böyle...
Bir dilek tut kolaysa şimdi.
Adını “sen” koy istersen.
İstersen...adını ben koyayım...
Değişmez nasıl olsa sitemin tadı.
Zaten ne de,
Feleğe bir yakarıştır, acıyıp gülmen...
Ve öfkelendikçe tükenen, imrenen kendine...

Ama ben, azaldım zaman çaldıkça senden.
Bilmedin ki, ömür bittiğinde ayrılıkta çeker gider.
Dileyemezsin sabahı,
Bilmedinki, en büyük düşmanidir kara toprak sevdanin.
Bilmedinki, unutan sen değildin aslında...
Unutan...yazıldığım satırlardı...
Sen...hiç yazılmadın zaten...
Çünkü biliyordun tüm yalanları...
Çünkü sen,
Hiç yalan olmadın...

canozum   27 Ağustos 2008 00:10  

BULUŞMAK ÜZERE

Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım

canozum   26 Ağustos 2008 23:49  

Elimde kaldı umutlarım

Her sabah hüzünle karışı bir umut var içimde.
Sensizliğin hüznünü, yeni bir günün seni getirmesi umuduyla bastırıyorum.
Her doğan gün yeni bir umut, yeni bir arayış benim için.
Belki sana kavuşacağım ana bir gün daha yaklaşıyorum, bugün değilse yarın...
Kim bilir belki de yanlızca kendimi avutuyorum.
Gittiğinden beri hep yanlızlık şiirlerine takılır gözüm.
Bir başıma değilim, sensizlikten yanlızım.
Terk edilip gitmek en çok nasıl koyar insana bir ben bilirim.
Gitmelerin, gidenlerin arkalarında bıraktığı çaresizlikleri, en koyu özlemleri...
Senin gidişin de ateş gibi çöktü yüreğime.
Hiç bir yağmur yetmedi içimdeki hasret ateşi küllendirmeye.
Hiçbir sevgi yetmedi senin özlemini gidermeye.
Ben her sabah beni sana götürecek yollarda yürüdüm,
Senin duyacağın sarkıları söyledim yanlızca.
Ve gelmeyişinin her akşamında aslında doğduğunu hiç anlamadığım güneşle Beraber ben de battım bir kez daha...
Geceleri hep uyudum, uyudum;
Gün boyu hasretini rüyalarımda biraz olsun giderebilmek için.
Her şeye iyi gelen, yaraları iyileştiren zaman hiç bu kadar acıtmamıştı yüreğimi.
Bin bir umutla sarıldığım sabahlar artık hiç doğmaz oldu.
Benim günün de gecem de karanlık şimdi.
Ne ay uğruyor gecelerime, ne sana benzettiğim yıldızlar parlıyor.
Elimde kaldı umutlarım...
Sensizlik öyle kötü bir yara oldu ki artık, içimde öyle bir yara açtın ki, bir gün Olurda geri dönersen kendi yaptığın boşluğa sende yetmeyeceksin.
Orası hep bomboş, paramparça kalacak.
Büsbütün cam kırıklarıyla kaplı kalbim.
Ne zaman seni düşünsem, seni hatırlatacak en ufak bir görsem o kıraklarla dolu Yerim batmaya başlıyor yüreğime.
Artık sabahları yanlızca hüzünle uyanıyorum.
Hiçbir şey beklemiyorum günden, seni bile...
Varlığında sensizliği yaşamaktansa içimdeki boşluklarla kırıklarla, boş umutlarımla Sensizken alışırım, alışmaya çalışırım yokluğuna...

canozum   26 Ağustos 2008 23:36  

Kültirli Aşk Yaşiyah

Bişeyler Öğrenmişem.Gel Değişik Sevah.
Sen Beni Sev ,Ben Seni... Sevdayi Yaşiyah.
Sen Bene Sevdalan Yan,Ben De Sene,
Klasik Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Ya Da Senin Haberin Olmasın,
Ben Seni Arhadan Arhaya Sevim.
Platonik Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Sevdadan Oturah Yiyah,İçah.
İkimizde Tombul Olah.
Tombulik Aşk Olursa Oni Da Yaşiyah.
İsdirsen Sevdandan Kendimi Kesim.
Müzikler Dinliyim Doğriyim,Biçim.
Psikopatik Aşk Varsa Oni Yaşiyah.
Hele Bah.Ben Kerem Olim Sen Asli.
Sonumuz Onlar Gibi Bitsin Yasli.
Nostaljik Aşk Neyise Oni Yaşiyah.
Kibarlaşah.Tankolar Gibi Sevah.
Çoh İnce Olah.Ele Dolanah.
Tankoli Aşk Varsa Oni Da Yaşiyah.
Yalani Bırahah Hep Doğri Diyah.
Berabar Oturah,Berabar Gahah.
Elele Dizdiz,Gözgöze Bulunah.
Realist Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Tarlalara Bahcalara Düşah,
Elele Dutuşip Türki Söyliyah.
Romantik Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Pisigi,Gudigi Sen Diye Sevim,
Sen De Horozi Culuği Ben Diye Sev.
Sembolik Aşk Da Varsa Onida Yaşiyah.
Gel Elele Verah.Gendimizi Elektirige Gapdırah.
Zangır Zıngır Titriyah.Ama Ölmiyah.
Elektronik Aşk Varsa Oni Da Yaşiyah.
Ahorlarda Merek Ve Komlarda Buluşah.
Tezek Galahlarının Altında Sinah.
Otantik Aşk Varsa Oni Da Yaşiyah.
Aman... Bırah Onlari.Beni Sevirmisen?
Ben Seni Hegget Sevirem.Ele Şeylari Bırahah.
Adam Gibi Sevah,Adam Gibi Yaşiyah...

canozum   26 Ağustos 2008 23:23  

SENSİZLİK
Düşünmek seni getirdi bana yalnızlığımda
Hayaller seni getirdi yine rüyalarımda
Sessizliği hissetmek senden sonra başladı
Ve bağırmak avaz avaz yokluğunda
Sevgiye susamak sendin benim için
Düşüncelerim, hayallerim, umutlarım yalnız sendin
Oysa şimdi sensizlik sarıyor beni
Ve sensizlik yaşanıyor her yanımda.

canozum   26 Ağustos 2008 23:17  

Yumdum gözlerimi!
Yumulu göz kapaklarımın içindesin sevdiceğim
Yumulu göz kapaklarımın içinde şarkılar
Şimdi orda herşey seninle başlıyor
Şimdi orda hiç birşey yok senden önceme ait..
Ve sana ait olmayan..

canozum   26 Ağustos 2008 22:15  

Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır? ..

Yağmur bırakmadan geçen bulutlar gibiydi zihnimdeki düşünceler;
dilime düşmeyen, sözcüklere dönüşmeyen! ..
Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır? ..

Her zaman fazla oldu söyleyemediklerim, söyleyebildiklerimden! ..
Her zaman; bir bilinmez lisandaki çözülmez şiirleri koklayıp, hissettirmeye çalıştım sana...
Her zaman biraz daha zaman kolladım seslenmek için sana, ve her zaman hayıflandım;
Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır? ..

Kendi karanlığında; güneşe görünmek için karar veren bir tohum gibiydim...
Zordu çıkmak gömüldüğüm çamurdan;
Ama güzeldi!..

Sen güzeldin ve ben, güzelleşiyordum seni düşündüğümde!..
Kendi karanlığında; güneşe görünmeye karar verip yeşillerini giyen bir tohum gibiydim...

Boyutları değişiyordu hayatımın...
Yani, değiştiren sendin boyutlarını hayatımın; büyüyordum, gelişiyordum, genişliyordum...
Söyleyebildiklerimden çoktu her zaman, söyleyemediklerim; bu yüzden kelimelerimin arası açılıyordu!..

Sığdıramadığım her duygu; iki kelimemin arasındaki boşlukta gizli...
O yüzden, yazdıkça parmaklarım,,, ve işte yine o yüzden söyledikçe dilim topallıyor!..
Toparlayamıyorum zihnimi...
Seni özlüyor, ve terliyorum özledikçe;
Seni koklamak için...
İçimdesin!

canozum   26 Ağustos 2008 18:30  

ölüm ile ayrılığı tartmışlar elli dirhem fazla gelmiş ayrılık...!!

canozum   26 Ağustos 2008 12:25  

bu son yenilgi
olmazki , kalamamki
hani bitmisti
böyle bitermi hersey
sözünde dursan bile
sözün sende durmazdi
yerinden kalkmadan giderdin

orda karlar var
yalandan yürerken
eski bir sarkinin
arkasindan gülerken
dokunma
dalga geç güzel şeytan
durmadan aglayan resminle
inanmaaa

sen de onlar gibisin
karsimda dururken
yarim kaldi seni anlattigim
belki de susmam lazim

çaresiz beden ihanet kokarken
keyfini hiç bozma
öldürdüklerin için
dokunma lütfen
dokunma bana
artik hiç birsey yapma....

canozum   26 Ağustos 2008 00:36  

Şarap Tadında Bir KadınYaramın kabuklarını kazıyıp
savuruyorum rüzgara
sevda zinciri oluşturan
cüzzamlı ülke insanlarına
korkuyla beslenen
cellat suretleri işleniyor
aniden ayaklanan ölülerin sarkan etleriyle
parçalanıyor birlikte erdemli yanlarım
ve şair urlarını okşuyor
sakin yutkunuşlarıyla
sizleri bana ve sevdama kışkırtan
sisli geceleri
teker teker dokuyorum tezgahımda
işte benin yapımı
başlatıyor aşk serüvenini:
gece serin ve uykusuzluğunu almış üstüne
ayın üstünde izlenen seyirtken yelkovan
sabaha uzatıyor suskunluğumu
beklemeden söykülerimin mırıltısını
avucunda sektirmeden beklettiği umutlarını
kırıntı kırıntı döküyor yeryüzüne
onun adını koyan
ben

uzun kuş bakışı gözlerimin keskinliğiyle
urlarımın büyümesine aldırış etmeden
anlatmaya çalışsam
onların bana hayranlığını
olmaz olur şeylerin ezikliğinde boş
en kayıtsız sıkıcı broşür laflamalarında
bol katıklı arkadaş sohbetlerinde
bilerek söylenen bakışların kendisi bile
olmaz olur şeylerin ezikliğinde boş
çalışsam didinsem karşılığı sen
yolculuğa çıkartıp
arkamdan beklesem yine ben
ardı ardına seviştiğim
tek tek parçalandığım
ben gibi

askıntı bir sessizlik üzerimde
aynıları giymişim üzerime
içi boğuk ter kokularını salan etrafına
acınası tinsel erkeklerle sevişen orospu
bağırsana artık yeterince uzak
kısa kısa bacaklarını kaldırsana yüzümden
korkularımı uzaklaştıramıyorum teninden
sevsem tenime zarar seni
itsem istemesem sevişkenliğimdem uzak
başkaları var desem yalansız bir istek
atılgan duyumlarımı üzerime yığsam
acınası bir halde oluyorum
adına işlediğim cinayetleri bile
aklımda tutamıyorum kadınım
birini tuttuğumda öbürü askıntı üzerimde
ukala serseriliklerden bir yudum daha
zehir kusmuklarda boğulan
ama beceremiyorum içimdekileri kusmayı
evet boşaltmayı yediklerimi
bir hayvan böğürtüsü halinde boşalmayı
ve ayrılmayı kadınım
çünkü aşklarımın uzantısı bir ülkedeyiz
sevişemiyoruz artık

kışkırtıcı şiirlerimin serüvenine
sığındığım gece yarıları
adını koyduğum bütün senleri
topladım urlarımda
kırıntılarını bile serpmedim et kokan
ayak üstü sevişme anlarımıza
tek vücut sevişken tenlerimizde
bastırdım susuzluğumu
utanmadım
sevişemiyoruz artıkları
unuttuğum anda uyandığım yatakta
vücudumu okşayan ellerin
ter kokularından
iğrendim onlardan
uzaklaştıramadım kendimden
ve senden

neyin zamanı gelmişse eğer oradadır
o kokladığın tenin zararsız imgesinde
onun adını koyduğum kelime oyunlarında
ister aynı coşkulu hareketlerin uzantısı
ister üzgün ışıkların aldatıcı sıkıntısı
vuruyor sözcükleri anlamı kopuk Dünyama
akıtıyor kesik kesik
yürütüyor ıslak şarap tadında bir kadın
beyaz ürkekliğini bakışlarına süngülemiş
acılarımı şiirleştiren bir halde
asık suratla
nedir ki sevmenin son anında bıraktığı tat
uçucu bir aşkla perçinleşen
kederin izi
kurutuyor tenimin her şıkırtılı sonunu
heyy! iyi insanlar sesleniyor size zerdüşt
bırakma sakın kendini rüzgara
sonunu getiren insan saplantısı hastalıklara
dokunma uçup kendini bulamazsın soluk soluğa
bu kavganın orta bir yerinde
sevdiğim sana sesleniyorum
sakın uyuma sabahın zehir uzanışında
karşıma geç ve parçala
uçuşan sevda yarası türküleri

canozum   23 Ağustos 2008 22:48  

en icra köşelerinden bu kentin
sızışırken bir tutam yalnızlık
sen kendi başına kendi şarabına
zehir katan güzelleiğini
uzanan ellere sunarken
en eski yunan tanrıçaları gibi
ölümü vadettin yüreğime kimsesizliğimde
ben yalnız çocuk işte
sana tutulmuş kör bir dilenci gibi ölümü dilendim senden
sonra öldüm ve sana geldim
sessiz bir denizin üstünden

canozum   19 Ağustos 2008 20:59  

am a man who walks alone
and when i'm walking a dark road
at night or strolling through the park

when the light begins to change
i sometimes feel a little strange
a little anxious when it's dark

fear of the dark, fear of the dark
i have constant fear that something's
always near
fear of the dark, fear of the dark
i have a phobia that someone's
always there

have you run your fingers down
the wall
and have you felt your neck skin crawl
when you're searching for the light?
sometimes when you're scared
to take a look
at the corner of the room
you've sensed that something's
watching you

have you ever been alone at night
thought you heard footsteps behind
and turned around and no one's there?
and as you quicken up your pace
you find it hard to look again
because you're sure there's
someone there

watching horror films the night before
debating witches and folklores
the unknown troubles on your mind
maybe your mind is playing tricks
you sense, and suddenly eyes fix
on dancing shadows from behind

fear of the dark, fear of the dark
i have constant fear that something's
always near
fear of the dark, fear of the dark
i have a phobia that someone's
always there

when i'm walking a dark road
i am a man who walks alone

yalnız yürüyen bir adamım ben
karanlık bir yolda yürürken
gece, veya parkta dolaşırken

ışık değişmeye başladığında
bazen garip hissederim kendimi
endişelenirim karanlık olduğunda

karanlık korkusu, karanlık korkusu
sürekli bir korkum var hep yakında bir şey varmış gibi
karanlık korkusu, karanlık korkusu
bir fobim var birisi hep oradaymış gibi

parmaklarını duvardan aşağı kaydırdın mı hiç?
ve boyun derinin sürtündüğünü hissettin mi
ışığı aradığın zaman?
bazen korkarken bir bakış atmaya
odanın köşesine
bir şeyin seni izlediğini hissetmişsindir.

karanlık korkusu, karanlık korkusu
sürekli bir korkum var hep yakında bir şey varmış gibi
karanlık korkusu, karanlık korkusu
bir fobim var birisi hep oradaymış gibi

gece yalnız kaldın mı hiç?
arkanda ayak sesleri duyduğunu sandın mı?
ve arkana dönüp kimsenin olmadığına şaştın mı?
ve adımlarını sıklaştırırken
tekrar bakmaya zorlanırsın
çünkü orada birilerinin olduğuna eminsindir

karanlık korkusu, karanlık korkusu
sürekli bir korkum var hep yakında bir şey varmış gibi
karanlık korkusu, karanlık korkusu
bir fobim var birisi hep oradaymış gibi

önceki gece korku filmleri izlerken
cadıları ve folkloru düşünürken
aklında bilinmeyen sorunlar
belki de aklın sana oyun oynuyor
hissediyorsun, ve aniden gözlerin sabitleniyor
arkanda dans eden gölgelere.

karanlık korkusu, karanlık korkusu
sürekli bir korkum var hep yakında bir şey varmış gibi
karanlık korkusu, karanlık korkusu
bir fobim var birisi hep oradaymış gibi

karanlık bir yolda yürürken
yalnız yürüyen bir adamım ben..

canozum   18 Ağustos 2008 11:32  

Uzaklara..

Ortalık iyice karardığında, etrafındakiler seçilmez olduğunda,
kimseyle yüzyüze gelemiyorsan, artık gitmelisin.
Bakışlar bulanıklaşıyorsa gitmek gerek,
başka coğrafyalara, başka sokaklara, gökyüzünün henüz aydınlık vermeye devam ettiği yerlere.

Bu kent üzerine çullanıyorsa artık ve ağırlığı adımlarını günbegün yavaşlatıyorsa gitmelisin.
Başka sokaklarda adımlamalısın.
Sabahı ve geceyi direngen adımlarla yürümelisin.

Sana ait herşey tükeniyorsa zamanla.
Ve artık tüketmekten korktuğun birkaç şey kaldıysa,
bırak onlar kalsın bu şehirde.
Bırak onlar hasretinde yaşasınlar.
Bırak onlar hasretinde büyüsünler.

Bırak onlar, uzaklarda bir gece vakti yaktığın sigaranın dumanıyla çoğalsınlar hayatında.

Git ve giderken bakma sakın.
Geride kalan birkaç kişinin gözlerine bakma sakın.
Bakarsan gidemezsin.
Gözlerinden çekip alamazsın kalbini.
Geride kalanların gözlerine bakmamalısın.
Bir bakarsan ateş ruhunu yakar.
Adımların yavaşlar, gidemezsin...

Kimseyle veda etme giderken.
İlle de geleceksin, veda etme sakın.
Hiçbir cümlenin sonuna bitiş sözcükleri ekleme.
Yarın hep senin için ve umut hep sensin.

Ayrılık özlemle beklenir, umutsuzca yaşanır ve kederle ağırlaşırsa;
insanın yüreğinde kendini taşıması çok zorlaşır...
Şimdi anlıyorum yerçekimine neden yenildiğimi ve sensizlikten neden yalpaladığımı

canozum   18 Ağustos 2008 00:08  

YOKSA

Yaşamak mı yoksa ölmek mi daha kolay
Hissedemem tutamam bu hayatı ellerimle
Gözyaşlarımı desen silen yok
Hüznü anlamak mı yoksa unutmak mı lazım
İliklerimde hissediyorum çaresizliği
Neyleyim bu hayata
Çıkıp sitemim var diyeyim, yoksa
Unutupta sineyemi çekiyim
Bak yine boğazıma bir şeyler doluyor
Gözlerimi kapıyorum gözyaşlarım akmasın diye
Ben gündoğariken doğmuşum, belki de
Gün batarken öleceğim
Ve bu hayata ki tek umudum
Öldüğüm akşamın iyi bir sabahı olmasıdır

canozum   17 Ağustos 2008 23:45  

Bilmeliydim
Bir sabah çekip gideceğini
Dünyayı başıma yıkıp gideceğini bilmeliydim
Ve sen daha kırmadan bu aşkın kalemini
Ben herşeye eyvallah deyip
Çekip gitmeliydim bu şehirden

Ben yakılacak adamım bu şehirde
Sana böyle yandığım için
Ben asılacak adamım bu şehirde
Seni böyle sevdiğim için

Oysa
Neler öğretti hayat bana
Gülerken ağlamayı
Sırtımdan vurulmayı
Aç susuz yaşamayı...
Daha neleri öğretti hayat bana
Bir sana yalvarmayı öğrenemedim
Bir de seni unutmayı

Ben yakılacak adamım bu şehirde
Sana böyle yandığım için
Ben asılacak adamım bu şehirde
Seni böyle sevdiğim için

Sen sahte mutlulukların süslü prensesi
Sen sosyetik barların şımarık sokak kedisi
Sen mutluluğun korkak faresi
Sen hep aynı gecelerin
Hep aynı şarkıların
Hep aynı masaların vazgeçilmez mezesi
Senin cirit attığın sokaklarda
Ne gezer aşkın vefanın gölgesi
Çek git artık!
Yaşanmasın bir daha aşkın böylesi
Çek git artık!
Bitsin burada bu aşkın hikayesi

Oysa
Bir yudum mutluluğun için
Yollarına bir ömür serdim
Oysa
Bir gelişin için
Sokaklarına binlerce sabır ektim
Hasretse hasret
Acıysa acı
Uğrunda en kralını çektim
Üstelik yalnız ve tektim
Senin bir taş olduğunu nereden bilecektim?

Biliyorsun...
Seni bebekler gibi sevdim
Seni çiçekler gibi sevdim
Seni melekler gibi sevdim
Çünkü sen
Tapılacak kadındın (!) bu devirde
Oysa ben
Sana böyle yandığım için
Sana böyle kandığım için
Seni böyle sevdiğim için
Asılacak adamım bu şehirde
Yakılacak adamım bu şehirde

canozum   17 Ağustos 2008 22:57  

Yaşarken Ölmek

Olmazlarım içinde
Olur gibi yaşamakmış
Yaşarken ölmek
Güneşin doğuşuna sevinememek
Aldığı nefese bile şükredememekmiş
Hayattan bezmek
Niye geldim ki bu dünyaya demekmiş
Mutluluğun bu kadar yakınındayken
Kavuşamamakmış
Hayattan kopup
En ateşli dost muhabbetlerinden bile
Zevk alamamakmış
Hayatına son vermek istediğinde
Bir türlü cesaret edememekmiş
Korkak olduğunu düşünüp
Yaşarken ölmeye devam etmekmiş
Bu da benim kaderim demekmiş

canozum   17 Ağustos 2008 22:51